3 Ekim 2012 Çarşamba

Nefret suçu işlememek için yalancıktan Kelime-i Şehadet getirmek

Sevan Nişanyan'ın Nefret Suçu konusunda  yazdıkları üzerine son günlerde  büyük bir kıyamet koptu. Nişanyan'ın İslam Peygamberine hakaret ettiğini, müslümanlara karşı 'Nefret Suçu' işlediğini söyleyen yüzlerce insan sosyal medya üzerinde tepkilerini gösterdiler. Tepkiler kısa sürede bir Linç Kampanyası haline gelip Nişanyan'ı hedef gösteren bir hal aldı. Hatta Facebook gibi sitelerde; Nişanyan'ı techir edelim, O.Ç Nişanyan gibi buram buram nefret kokan gruplar  bile açıldı.  Sivil toplum örgütleri, cemaat liderleri ..vb. Nişanyan'ı hedef alan açıklamalarda bulundular. Hatta ve hatta Agos'un internet sitesinde ne yardan ne serden vazgeçip, Nişanyan'ın üslubunun bozukluğundan dem vuran bir acayip yazı bile yazıldı.

Ben Nişanyan'ın nefret suçu işlediğini söyleyerek, sosyal medyada linç kampanyasına ortak olmayı vazife bilen yüzlerce insanın aslında Nişanyan'ın bahsi geçen yazısını okuduklarını sanmıyorum. Yazı şurada

Nişanyan gerçekten de nefret suçu işlemiş mi? Ne demiş Nişanyan? Ne demiş de nefret suçu işlemiş bir bakalım;

"Bundan yüzlerce yıl önce allah’la kontak kurduğunu iddia edip bundan siyasi, mali ve cinsel menfaat temin etmiş bir arap lideriyle dalga geçmek nefret suçu değildir."

diyor Nişanyan.

Bu mu hakaret? Bu mu nefret suçu?

"allahla kontak kurduğunu iddia eden" kısmı mı batıyor insanlara acaba diye düşünüyorum? Yok ama bu kısmın birisine batması için okuyan kişinin az buçuk  manyak olması lazım. Zira Nişanyan, bahsi geçen kişinin gerçekten allah ile kontak kurduğunu, hali hazırdaki kitabın allah tarafından yazdırıldığını/indirildiğini düşünüyor olsa senin dinine mensup olur. Ne sanıyorlar ki? Yani insanlar bahsi geçen kitaba ve peygambere inanmadıkları halde sırf birileri inanıyor diye;

 "x kişisi elbette allah ile melekler vasıtası ile kontak kurmuştur, kitap da allahtan gelmiştir ama ben sırf puştluğuma inanmıyorum"  mu diyecekler? 

İnanmayan insan elbette;

 "yok yahu ne allahla kontağı, kendisi uydurmuş" 

diyecek. 

Hani milyonlarca insanın inandığı İncil, Tevrat gibi kitaplara sen değiştirilmiş diyorsun ya , Hani sen  

"hehühe adamlar ineğe tapıyor, manyak len bunlar"

diyorsun ya. İşte tam da o hesap senin dinine inanmayanlar da senin dinin için gerçek değil diyecek. İşte bunun adı İfade Özgürlüğü. Kimse kusura bakmasın ama "cin, melek, peri hikaye, yalan bunlar" diyen insan sırf senin kitabında "var" denilen şeylere yalan dediği için nefret suçu işlemiş olmuyor, olmayacak da.

Yoksa "siyasi, mali ve cinsel menfaat temin etmesi" kısmı mı batıyor şu Nişanyan nefret suçu işliyor diyenlere? Ne yani bahsi geçen kişi, gayet sizin itikadınız üzerinden okuma yapsak bile siyasi, mali ve cinsel menfaat elde etmedi mi? Yalan mı yani bahsi geçen menfaatler. Arada kutsal kitabı açıp okuyun.  Türkçesi ganimet anlamına gelen Enfal'de, savaş ganimetleri hakkında ne söylüyor? Arada açıp hadis kitaplarını okuyun. Okuyun da  bahsi geçen liderin, ganimetlerden ne pay aldığına bir bakın. Cinsel menfaat konusunda yine kitabınız ve hadisler üzerinden bir çok yararlı bilgiye ulaşmak mümkün. o konuda çok yazılıp çizildiği için burada tekrar tekrar bahsetmeyeceğim. bahsi geçen kişinin siyasi, mali ve cinsel menfaatleri doğrudan sabitken, siz nasıl olur da sizin dininize inanmayan birisi tüm bunları görüp hala "Yok abi kendi bireysel menfaati için değil kamu yararı için yapmış" demesini bekleyebiliyorsunuz?

Nişanyan'ın yukarıda linkini verdiğim yazısını baştan sona okursanız herhangi bir nefret suçu olmadığını siz de göreceksiniz. Nişanyan, insanların peygamber olduğuna inandıkları bir insanı peygamber olarak görmediği, onu kendi menfaatlerini düşünen siyasi bir lider olarak gördüğü için nefret suçu işlemekle suçlanıyor. 

Neden? Çünkü milyarlarca insan o kişinin peygamber olduğuna ve allah tarafından indirilen kitabı insanlara ulaştırmak için görevlendirildiğine inanıyor. Nişanyan nasıl olur da bu saygısızlığı yapar! peygambere siyasi lider diyemez, kitabın allahtan inmediğini ima edemez diye hönkürüyor yüzlerce insan.

İnsanlar nişanyan'ın inanmama özgürlüğü olduğunu ama peygamberin peygamberliğini inkar edemeyeceğini, allahın varlığına yok diyemeyeceğini söylüyorlar. Yani inanmayan biri inanmasa bile "x kişisi allahın peygamberidir" demek zorunda.

Yahu bu bildiğin kelime-i şehadet! 

Bu saçmalıklar krallığında ne zamandan beri inanmayanların kelime-i şehadet getirmek zorunluluğu var? İlerleyen günlerde ne olacak diye korkuyorum? Bugün insanlar Kelime-i Şehadet getirmedikleri yani allahın varlığını ve Muhammed'in peygamberliğini kabul edip, dile getirmedikleri için suçlanıyor. Yarın namaz kılmayanlara ne diyecekler acaba?




Paylaş/Kaydet/Takip et Paylaş

2 Şubat 2012 Perşembe

Feeling good

Uzun zamandır bu bloğu boşladığımın farkındayım. Son bir ay fazlası ile hareketli geçti. Plansız programsız bir Güney Amerika seyahatine çıktım. Cebimde param da yoktu ama özellikle Friendfeed'teki arkadaşlarım seyahat planımı sahiplenip beni yalnız bırakmadılar. Bir anda hiç ummadığım şekilde benim seyahatimle ilgili sosyal medya dayanışması başladı.  Burada da olanlardan bahsetmiştim hatırlarsınız. Laf aramızda buu sürecin benim için tek kötü yanı 40 yıllık laforgue nicki üzerinden kurulu  anonimliliğimin yerle bir olması :)

Ve nihayet şimdi Güney Amerikadayım ve Brezilya-Arjantin-Paraguay üzerinden maceralı bir yolculuk ile Bolivya'ya vardım. Seyahat sırasında yaşadığım terslikler bile benim için o kadar yeni, o kadar güzel ki. İyi ki bu yolculuğa çıkmışım diyorum. Seyahatimle ilgili notları http://www.yarbanabiryolculuk.com/ adresinden takip edebilirsiniz. Ama elbette tüm enerjimi o bloğa harcamayacağım. İnternet bağlantısı buldukça bu bloğa da yazılar yazacağım.

Güney Amerika'da özellikle unutulmuş yerel progressive rock gruplarının izini süreceğim. Bulabildiğim grup üyeleri ile röportajlar yapıp burada yayınlayacağım.  Bakalım umarım Wara, Climax, Los Jaivas, Bacamarte gibi grupların üyeleri ile tanışma fırsatı bulabilir ve onlarla sohbetlerimi buraya yazabilirim. Bana şans dileyin.

Nina Simone söylesin;


Paylaş/Kaydet/Takip et Paylaş

8 Ocak 2012 Pazar

Yar Bana Bir Yolculuk kendi yuvasına kavuştu

Biliyorsunuz bu blog dışında, 16 Ocak'ta çıkacağım Güney Amerika seyahati için hazırladığım Yar bana bir yolculuk isimli blogta da yazıyordum. Daha yola çıkmadığım için bloğa pek yazı yazmadığım halde sosyal medyadan tanıdığım arkadaşlar bana ve bloğuma destek oldular, olmaya devam ediyorlar. Bu sosyal medya dayanışması beni hem çok şaşırttı hem de çok sevindirdi. Bu kadar destekleneceğimi gerçekten de düşünmüyordum. Cheja, Deniz, Kunthar, Grizabella, Sicola Narkozy, Sarper gibi arkadaşlar doğrudan bağış yaparak seyahatimi desteklerken, Yalçın Aydın ise seyahatimi desteklemek için http://www.yarbanabiryolculuk.com/ adresini benim için satın aldı. Bir haftadır siteyi hazırlamak için uğraşıyorduk. Site için hala üzerinden geçmemiz gereken bir kaç nokta olsa da bugün itibarı ile http://www.yarbanabiryolculuk.com/ üzerinden yayına başladık. Sitemiz biraz oyuncaklı oldu, ana sayfa açılınca karşınıza bir Google haritası çıkıyor. Harita üzerinde rota ve gidilen şehirlerle ilgili ikonlar göreceksiniz. İkonlara  tıkladığınızda, ikonun  konulduğu yer ile ilgili yazıya ulaşacaksınız. Ben çok beğendim siteyi. Umarım sizler de beğenirsiniz.
Paylaş/Kaydet/Takip et Paylaş

2 Ocak 2012 Pazartesi

Djordje Ilijin

Progressive Rock sevenler bilir Progressive Rock müzik yapan insanlar aslında birer kahramandır. Daha popüler, çabuk tüketilen işlere imza atsalar milyonlar kazanabilecek yüzlerce yetenekli insan, bugün zevkle dinlediğimiz işleri, bu yola girdiklerinde büyük paralar kazanamayacaklarını bildikleri halde yaptılar. Onlar bugün her biri progressive rock misyoneri gibi  hala aynı aşk ile müzik serüvenlerine devam ediyorlar. Blogta ara sıra bu büyük insanlar ile ilgili yazılar yazarak, yaptıkları  müzikler ile bana kattıkları şeyler için gönül borcumu ödemek istiyorum. Yazılarımda tanıttığım kişilerin yaptığı çalışmaları önceden dinlememiş bir kaç kişiye ulaşabilirsem ne mutlu bana.

Bugün sizlere eski Yugoslavya'dan bir müzik adamını tanıtmak istiyorum. Biliyorsunuz eski Yugoslavya progressive rock açısından en verimli ülkelerden biriydi. Smak, Nepocin, Pop Masina, Lebi Sol,  Bijelo Dugme, ve elbette Tako gibi bir çok önemli müzik grubu Yugoslavya topraklarından çıktı. Her ne kadar Yugoslav Progressive rock gruplarının yaptığı işler, İskandinav, İngiliz ve İtalyan progressive rock grupları gibi ayrı bir alt tür olarak görülmese de bu grupların hepsinin ortak özelliği kendi topraklarının çok kültürlülüğünü müziklerine tamamen yansıtmalarıdır diyebiliriz. Jazz-rock, Psychedelic ve  Space Rock gibi türlerden fazlası ile etkilenen ve Hard Rock öğelerinin etkisinin yoğun olduğu bir müzik yapan  Yugoslav gruplarının Doğu ve Batı arasında geçiş noktası olan Balkanların o zengin kültürünü müziklerine yansıttıklarını rahatlıkla görebiliyoruz. Bu noktada daha önceden blogta yazdığım Bolivyalı Progressive Rock grubu Wara ve Moğollar gibi gruplar ile benzeşiyorlar. Özellikle türe yabancı olan türk dinleyiciler için Yugoslav Progressive Rock'a başlangıç için Smak'ı tavsiye ediyorum. Smak dinlerken bir çok şarkıda Moğollar'ın yaptığı müzik aklınıza gelecek.


 Djordje Ilijin Belgrat'da Felsefe fakültesinde Etnoloji ve Antroploji eğitimi almış bir müzisyen hatta bir ara Arkeolog olarak da çalıştığı için meslektaşım sayılır. Müzik öğretmeni olarak çalışırken misafir üye olarak müzik gruplarında çalmaya başlıyor ve nihayet kendisini Yugoslav Progressive Rock grupları arasında öne çıkan gruplardan birinin, Tako'nun kurucularından biri olarak görüyoruz. 1975 yılında kurulan ve grubun dağıldığı 1981 yılına kadar iki stüdyo albümü çıkartan Tako, Psychedelic ve Senfonik rock arasında gezinen ve bu gezintiyi iyi yapan bir grup. Özenle yerleştirilmiş Jazz-rock, Blues ve Hard rock dokunuşları ve mistik atmosfer grubun yaptığı müziği benzerlerinden ayırıyor.  Tako müziğinin belkemiğini klavye ve flüt oluşturuyor. Yazımızın konusunu oluşturan Djorde Ilijin grubun klavye ve flütçüsü ki kendisi aynı zamanda mızıka, gitar ve davul da çalan çok yönlü bir müzisyen.



Grup 1981 yılında dağıldıktan sonra Djordje Ilijin'in müzik serüveni sonlanmıyor. 1983 yılında kendi albümünü Zabranjeno prisluskivanje!'yi çıkartıyor. Albümde davulları çalan Vladimir Furduj'u saymazsak bütün müzik aletlerini Djordje çalıyor. Zabranjeno prisluskivanje! ile Djordje Ilijin Tako'daki mistik havayı daha da ileri noktalara taşıyor. Özellikle Balkanska meditacijat'i dinlerseniz mistik havadan neyi kastettiğimi anlarsınız. Nedendir bilmem bu albümü dinlediğimde aklıma müzikal olarak hiç benzerlik taşımamasına rağmen   Rus Progressive rock grubu Aquarium geliyor, zaten çoğunlukla Djordje Ilijin'den sonra Aquarium dinliyorum.  Neyse Aquarium başka bir yazının konusu. Siz siz olun Zabranjeno prisluskivanje! albümünü bir şekilde edinip dinleyin. 




Zabranjeno prisluskivanje! albümünden sonra Djordje Ilijin başka stüdyo albümü çıkartmasa da müzikal çalışmalarına hala New York'ta  devam ediyor. The Class  ve Pussy Foot gibi filmlerin müziklerine de imza atan Djordje Ilijin aynı zamanda New York'taki The Harlem School of the Arts'ta çalışıyor. Djordje Ilijin eski Yugoslavya'nın yetiştirdiği en önemli müzisyenlerden biri. Eğer onun eski ve yeni çalışmalarını dinlemek, onun hakkında detaylı bilgi almak istiyorsanız aşağıdaki linkleri kullanabilirsiniz. 





Paylaş/Kaydet/Takip et Paylaş

1 Ocak 2012 Pazar

Progressive Rock Blogları

Progressive rock sevenler özellikle de yeni başlayanlar için en büyük sorun progressive rock albümlerini edinmek olsa gerek. Bir diğer sorun ise onlarca alt tür arasında kelimenin tam anlamı ile kaybolmaktır. Bugün sizlere progressive rock hakkında bilgi alabileceğiniz, albüm incelemelerini okuyabileceğiniz, alt türler hakkında bilgi edinebileceğiniz ve beğendiğiniz, aradığınız albümleri indirebileceğiniz sitelerden benim en çok faydalandığım bir kaç tanesini tanıtmak istiyorum.


Kuşkusuz konu hakkında en kapsamlı site Progarchives'dir. Progarchives sürekli güncellenen, progressive rock ve alt türleri hakkında ne merak ediyorsanız bulabileceğiniz bir site.








Progarchives, içerisindeki az sayıdaki ücretsiz mp3 ile her  ne kadar korsan faaliyet konusunda sizi doyurmayacak olsa da tüm alt türler ve o alt türlerde müzik yapmış gruplar hakkında ayrıntılı bilgi ve incelemelere  ulaşabilmeniz açısından oldukça önemli bir site. Siteye üye olan ve konu hakkında yetkin onlarca kullanıcının albüm incelemelerine, müzik videolarına, yıllara, ülkelere ve alt türlere göre düzenlenmiş onlarca albüm listesine bu site sayesinde ulaşmanız mümkün. Progarchives gibi ansiklopedik bir kaç site daha varsa da ben progarchives'i tercih ediyorum.

Progarchives'in türkçe alternatifi ise http://www.progturk.com . Site daha emekleme aşamasında ama gün geçtikçe tanıtımı yapılan grup sayısı artıyor. İzlenmesi ve desteklenmesi gereken bir proje Progtürk.


Progarchives'e benzeyen ama yalnızca İtalyan progressive rock gruplarına yer veren http://www.italianprogrock.com/ ise albüm bilgilerini  progarchives'ten alsa da her albüm için ön dinleme yapmanıza olanak vermesi açısından kullanışlı bir site.

Progressive rock gruplarını keşfetmek için  bir diğer kolay yöntem ise Last fm' e üye olmak. Eğer Chrome kullanıyorsanız kuracağınız küçük bir eklenti ile last fm'deki bütün şarkıları ücretsiz ve kesintisiz  dinlemeniz mümkün. Eklenti için tıklayın. Last Fm'de bildiğiniz grupların ismi ile arama yapıp, o grupların last fm sayfalarında önerilen benzer grupları tıklayıp yukarıda linkini verdiğim eklenti sayesinde o grupların şarkılarını dinleyebilirsiniz. En güzeli last.fm'de grup bulup chrome eklentisi sayesinde dinlemek, o grup hakkındaki ansiklopedik bilgi için progarchives'e baş vurmak. 


Progarchives ve Last.fm marifeti ile bir sürü yeni grupla tanıştık ama bu grupların albümlerine sahip olmak istiyoruz. Öncelikle ne yazık ki Türkiye'de bu albümleri satın alabileceğiniz bir müzik market yok. Tek çareniz Korsan Faaliyet. O yüzden sizlere güzel güzel korsan faaliyet yapabileceğiniz sitelerin isimlerini vermek boynumun borcu.


İlk önereceğim site ismini ünlü İtalyan progressive rock grubu Museo Rosenbach'tan alan http://museorosenbach.blogspot.com/ . İsmine bakıp sadece İtalyan progressive rock gruplarını bulunduran bir site olduğunu düşünmeyin, İskandinav, İngiliz, Fransız başta olmak üzere bir çok ülkeden grupları bulabilirsiniz bu sitede.  Blog Portekizce ama gruplar hakkında ansiklopedik bilgi veren bir site olmadığı için ve  amacımız korsan faaliyet olduğu için hangi dilde yazıldığı o kadar da önemli değil bizim için. Blog içerisindeki download linkleri çoğunlukla megaupload linkleri olduğundan captcha derdiniz olmuyor dolayısı ile onlarca albüm linkini jdownloader'a ekleyip dertsiz tasasız indiriyorsunuz. Rar dosyalarının tamamı şifresiz. Bloğun sağ tarafında diğer progressive rock bloglarının linkleri var ayrıca yine sağ tarafta Museo Rosenbach içerisinde download linki verilmiş olan bütün müzik gruplarının listesi yer alıyor. Bu müthiş sitede saatlerce dolaşacağınıza eminim.


Sıra geldi en sevdiğim bloglardan biri olan http://prognotfrog.blogspot.com/ 'a  Prog not Frog,  ana akım progressive rock gruplarından çok deneysel işlere imza atan ve az bilinen progressive rock gruplarına yer vermesi nedeni ile benzerlerinden ayrılan bir blog. Her başlığın yorum kısmında o başlıkla ilgili download linkleri yer alıyor ve linkler sürekli güncelleniyor. Ayrıca başlıklardaki playerler sayesinde albümleri indirmeden ön dinleme yapabilmeniz mümkün. Belki de konu ile ilgili en zengin arşiv Prog not Frog'tadır. Bu bloğa dadanmayı düşünüyorsanız   kendinize yedek harddisk almanızda fayda var.



A Maquina de Fazer Sonhos isimli bir blog var ki sık güncellenen bir blog olmamasına rağmen içindeki Flac albümlerle sizi gerçekten mutlu edecektir. Takip etmeye değer. http://amakina.blogspot.com/
Hem albüm incelemesi olsun hem de albüm download linki olsun bütün bunların üzerine bir de Türkçe olsun derseniz tam size göre bir site var; Gentleoctopus http://gentleoctopus.blogspot.com/ . Bloğun sağ tarafında blogta incelenmiş grupların yer aldığı türlerin listesi var. Tür etiketi üzerinden arama yapabilmemiz çok iyi. Blogta yer alan albüm incelemeleri oldukça doyurucu ve download linkleri çalışıyor. bloğu yapan arkadaşları ne kadar kutlasak azdır. 



Şimdilik bu bahsettiğim blogları bir deneyin ben de bu yazının ikinci kısmı için takip ettiğim diğer  bloglar arasından seçim yapayım. Ha bir de unutmadan Friendfeed'te progressive rock  temalı korsan faaliyet  Cafemiz var, oraya da bir göz gezdirmeyi unutmayın. Gerçi geçen ay friendfeed hesabımı kapattığım için önceden cafeye yüklediğim yüzlerce mp3 ve albüm download linki silindi ama cafeyi geçen hafta yeniden açtık. Albüm linkleri yavaş yavaş artacak. Şuradan buyrun http://friendfeed.com/cafelaforgueprog


DEVAM EDECEK....
Paylaş/Kaydet/Takip et Paylaş

Menemen güzeldir

Menemen mi yoksa Melemen mi tartışmaları bir yana yemesi güzel, yapması kolay yemeklerden biridir. Gerçi "ama o yemek sayılmaz ki" diye itiraz edecek arkadaşlar da olacaktır kesin. O arkadaşları ciddiye almıyoruz. Neyse efendim herkesin kendine göre tarifleri vardır, ben kendi tarifimi vereceğim.
Paylaş/Kaydet/Takip et Paylaş

31 Aralık 2011 Cumartesi

Kakushi Ken Oni No Tsume

Japon Sinemasının pek sevilen yeni nesil korku filmleriyle örülü bataklığından silkinip eski ihtişamlı günlerine geri döndüğünü muştulayan, Yoji Yamada'nın batı dünyasında Hidden Blade olarak bilinen bu filmi,  The Twilight Samurai  ( Tasogare Seibei) ile başlayan bir üçlemenin ikinci filmi oluyor. Yoji Yamada  üçlemenin diğer iki filmindeki gibi alt sınıf samuraylar ve çiftçilere fazlasıyla hakettikleri değeri yükleyip, üst sınıf samuraylara her türlü ahlaksızlık ve çürümüşlüğü yakıştırırıyor. İşin ilginç yanı Yamada'nın da  fazlası ile etkilendiği  1950 ve 1960'lı yıllarda yapılan Japon filmlerinde dikkatimizi çeken, kadınlara az değer verilmesi, hikayelerde samuray kahramanların aşk yerine onuru tercih etme kuralı Yoji Yamada tarafından tam anlamı ile ters yüz ediliyor. Üçlemenin tüm filmlerinde 'aşk' başrolde. Serinin diğer iki filminde olduğu gibi bu filmde de kahramanımızın kendine özgü , diğer samurayların bilmediği bir tekniği var ve diğer filmlerde olduğu gibi  filmin sonunda bu tekniği bizler de görüyoruz. Filme de ismini veren Hidden Blade tekniği benim önceden japon filmlerinde rastlamadığım  ilginç bir teknik. Neyse  filmi daha çok anlatmadan doğrudan izlemenizi  tavsiye etsem daha iyi olacak.



Daha çok anlatmayayım dedim ama elimde değil. Biliyorum, spoiler veriyorsun diye bana kızacaksınız ama söylemezsem çatlarım.  Katagiri' nin usta Toda'dan , Hazama ile dövüşmeden bir gün önce öğrendiği kendini geri çekerek ve rakibi ile göz temasını keserek dövüşme tekniği(yukarıda bahsi geçen gizli teknik değil bu korkmayın),  Tatsuya Nakadai'nin harikalar yarattığı, benim pek sevdiğim, hatta şu an bloğun arka plan resminde bir sahnesini gördüğünüz   Dai Bosatsu Toge  filmine Yoji Yamada`nın selamı niteliğinde. Aynı Dai Bosatsu Toge deki gibi kılıç aşağı doğru indirilir ve sürekli geri çekilerek rakip kızdırılır, herşeyden vazgeçtiğinizi sanan rakip saldırınca ölümcül vuruş gerçekleştirilir.



Tamam tamam daha fazla spoiler vermeyeceğim kızmayın. Siz siz olun Trailer'ı izledikten sonra ilk iş bu filmi edinip seyredin.


Japon filmleri iyidir


Paylaş/Kaydet/Takip et Paylaş

30 Aralık 2011 Cuma

Her vatandaş sansürü tadacaktır

Gazetecilerin, gazeteci, öğrencilerin, öğrenci olduğu için hapse atıldığı, insanların kaçakçı oldukları için hava saldırısı ile öldürüldüğü bu bataklıkta gün geçmiyor ki yeni bir ileri demokrasi uygulaması ile karşılaşmayalım.

Son sansür dalgası, bloğun sağ tarafındaki takip edilecek bloglar listesine özenle eklediğim ve takip etmekten büyük zevk aldığım Öteki Sinema'yı vurdu.  Öteki Sinema özellikle B tipi filmlere merakı olanların iyi bildiği bir site. Konuya hakim 14 güzel insanın, "x filmini çok beğendim, süper çekmiş yönetmen, kesin gidin yoksa hatırım kalır" türü alışıldık film incelemelerinin oldukça dışında, özenli, bilgilendirici incelemeler yaptıkları bir site. Mesela ben de film tanıtımı yapıyorum bloğumda ama görüleceği üzere  bu arkadaşlar gibi değil. Benimkiler anca "süper filmiş kesin gidin" şeklinde oluyor.

Öteki Sinema ekibi sitelerinde yayınlanan bir yazı yüzünden BTK TİB  tarafından uyarıldılar. Srpski Film yani A Serbian Film'i duymuşsunuzdur. İşte bahsi geçen yazı o film hakkında bir inceleme yazısıydı. Tamam belki hepimiz sinema filmlerinin bazı sahnelerinin sansürlenmesine hatta bununla yetinilmeyip gösterimlerin yasaklanmasına bir şekilde alışığız. Buna alışmak ne menem bir şeyse artık! Ama görülüyor ki  bu ülkede sinema filmlerini sansürlemek artık birilerine yetmiyor ki bir sinema filmi hakkında yazılan bir inceleme yazısı bile sansür konusu olabiliyor. Hatırlıyorum da 90'lı yılların başında yılbaşı gecesinde saat 12'yi vurduğunda üstsüz dansöz çıkartan TV kanalları vardı bu ülkede. Şimdi ise televizyonda bırakın üstsüz dansözü, bırakın kan, şiddet görüntülerini, öpüşme sahneleri bile sansürleniyor. Ve ne yazık ki biz buna alıştık.


Şimdi aynı tehlike hem internet hem de yazılı basın üzerinde geziniyor. Haber yazdığı için gazeteciler hapse atılıyor, bunun sonu artık gazetecilerin haber üretmemesi, iktidarın sesi olmasıdır. Nitekim daha dün köylülere karşı yapılan hava saldırısının haberini veren haberciyi canlı yayında haber müdürü engellemedi mi? İnternet üzerinde ise Atatürk'e hakaret edildi gerekçesi ile video paylaşım sitelerinin engellenmesi ile başlayan, filtre tartışmaları ile taçlanan ve ekşi sözlük yazarlarına açılan davalar ile gelişen süreç artık sinema incelemelerini bile sansürlüyor.

Buna da alışmayalım!



Öteki Sinema'yı yalnız bırakmayalım!



Sansüre karşı sesimizi yükseltmenin zamanıdır


İşte birilerini rahatsız eden o pek tehlikeli inceleme tıklayınız






Paylaş/Kaydet/Takip et Paylaş

26 Aralık 2011 Pazartesi

Seppuku

Tatsuya Nakadai`nin tanrılara yaraşır oyunculuğu ve  Toru Takemitsu`nun sarsıcı müzikleri ile taçlanan   bu Masaki Kobayashi filmini kesinlikle izleyin derim. Üstad Kobayashi 1967 yılında çekeceği Jôi-uchi Hairyô Tsuma Shimatsu  gibi bu filmde de samuray dünyasının üzerindeki kahramanlık örtüsünü kaldırıp alttaki feodal çöplüğü gösteriyor. Masaki Kobayashi  anlatacak hikayesi (işin ilginci shakespeare hikayesi değil bu hikayeler) olan ve bu hikayeyi dolandırmadan , birbirinin peşi sıra gelen ağır şamarlar ile anlatan bir yönetmen.


 
Masaki Kobayashi dışarıdan cezbedici görülen samuray yaşamının aslında ince işlenmiş örgütlü/bürokratik dişliler arasında sıkışmış insanların hikayesi olduğunu, bildiğimiz samuray imgesini alaşağı ederek gösteriyor. Filmin daha yazıları yazarken ilk 4 dakikada gördüğümüz boş savaşçı zırhı, ronin' in sarayın tüm görkemi ve boş koridorların ağırlığı karşısında boğulmuş hali ve bunların üzerine  Nora Inu`daki gibi kasvet dolu sıcaklar eklenince bu sıkışma ve çaresizlik halini tüm ruhunuzla  hissediyorsunuz. Spoiler batağına düşmemek için daha fazla uzatmayayım. Samuray dünyasının üzerindeki süslü yaldızları kaldırıp alttaki çürümüş tahtaya bakma fikri sizi heyecanlandırıyorsa, bu filmi ve ardından Jôi-uchi Hairyô Tsuma Shimatsu  adlı filmleri izleyip Masaki Kobayashi ile tanışın. Zaten bu filmleri seyrederseniz şeytan sizi  Kaneto Shindo, Kenji Mizoguchi , Yasujiro Ozu,  Kihachi Okamoto gibi yönetmenleri izlemeniz için dürtecektir.





Paylaş/Kaydet/Takip et Paylaş

25 Aralık 2011 Pazar

Askerlik ve kölelik

"Askeri komuta'nın insafına kalmış güç, çoğunlukla mutlak yetkinin görkemli bir biçimde uygulanmasına dayanan bayağılık, her zaman bir asttan daha çok inanılan gerçeklik, küçük rütbeli subayları adamlarını uşaklarıymış gibi görmeye ve onları özel hizmetlerinde kullanmaya götürür; disiplinin savaş için koyduğu ast- üst ilişkisi ve bağımlılık, barış döneminde köle ruhu ilişkisine döner. Bir kışla aşağı yukarı bir efendiler ve uşaklar topluluğudur artık: askeri hayatın hiçbir çizgisi bundan daha feodal görünüşlü değildir. Garip bir toplumsal denkleştirme ve öç alma oyunu çıkar ortaya: sivil hayatta hiç bir önemi olmayan bir çavuş, genç bir avukata ya da maden mühendisine odasını süpürttürüp, kovasını boşalttırarak ezikliklerin güzelce öcünü alır."




Paul Nizan, Fesat sf.85 (Ö. İnce) Bilgi yayınevi 1975
Paylaş/Kaydet/Takip et Paylaş

17 Aralık 2011 Cumartesi

Arı Alerjisi


Pek sinsi bir alerjidir 40 sene mutlu mesut yaşayıp 41 yaşında bile arı zehirine karşı alerji geliştirmeniz mümkün. O yüzden dikkatli olmak lazım. Ama dert değil 1-2 kere şoka girdikten, hastanelerde yattıktan sonra seve seve bu alerjii ile birlikte yaşamayı öğreniyorsunuz. Bu hain arı milleti yüzünden senelerdir sırt çantamda şırınga ve kortizon taşıyorum. Tatile çıktığımda, yeni bir yere gittiğimde ilk iş olarak yeni tanıştığım insanlara eğer şoka girersem ne yapmaları gerektiğini anlatıyorum. 

Bu hain arı milleti kimin onların zehrine karşı alerjisi olduğunu hissediyor sanki ve sizi gördüklerinde tim halinde saldırıyorlar. Aralarında şöyle konuşmaların geçtiğine eminim; 

-Şu sakallı herif sanki alerjik gibi

-Evet, ben de öyle hissettim bir an

-Hadi sokup öldürelim onu. sen sağdan dal ben soldan

-Kraliçe aşkına saldırınnnn

Yoksa bu arı milleti kendi doğal yaşam alanları olmayan kent merkezi, metro, otobüs gibi yerlerde bile yüzlerce kişi arasından niye beni seçip ikide bir soksunlar. Hayır zamanında gidip arı yuvası bozmuşluğum, kovanlarına sopa sokmuşluğum falan da yok.
Paylaş/Kaydet/Takip et Paylaş

7 Aralık 2011 Çarşamba

Geceleri kapımın önünde nöbet tutan canavarlar

Hatırlıyorum da ufak, ufacık bir çocukken uykumda çişim geldiğinde kalkıp tuvalete gitmek ne zor işti benim için. Odam ile tuvalet arasında, beni yemek için odadan çıkmamı dört gözle bekleyen yaratıklar olduğuna inanıyordum. Tuvalete gitmemek için kendimi sıkıyor da sıkıyor, yatağın içinde dört dönüyordum ama nafile. İyice dolan mesanemin de baskısıyla mecbur yatağımdan çıkıyordum. Dışarıda "Çıksa da yesek"  diye nöbet tutan yaratıklar benim dışarı çıkacağımı anlamasın diye odamın kapısına bir balet gibi parmak uçlarımda  yavaş yavaş gidiyordum. 
  
Usulca kapıya kulağımı dayıyor ve  bir süre koridoru dinliyordum. Koridorda pusu kurmuş yaratıkların benim yataktan çıktığımı farketmediklerine iyice  kanaat getirince; kapıyı hızla açıp koridora fırlıyor ve yaratıklar beni yakalayamasın diye 100 mt koşucuları misali uzun koridorda bir depar atıp tuvalete varıyordum. Tuvalete bir panik girip hızlıca kapıyı kapatıyordum. Soluk soluğa çişimi yapıyor. Yaratıkların "yuh yahu nasıl kaçırdık" diye afallamalarından faydalanmak için fazla beklemeden hemen  aynı hızla odama koşuyordum. Her seferinde yaratıkların ben çok/acayip/felaket hızlı olduğum için beni yakalayamadıklarını düşünüp gururlanıyor, yatağa sağlam dönmenin tatlı huzuru ile yeniden uykuya dalıyordum.

Şimdilerde düşünüyorum da acaba neden odam ve tuvaletin içindeyken kendimi güvende hissediyordum? Buna bir türlü anlam veremiyorum. Koridorda bekleyen canavarlar koridora kadar gelip de nasıl oluyor da odama ya da tuvalete giremiyorlardı? Gerçi boşverin iyi ki odamı ve tuvaleti dokunulmaz bölge olarak görmüşüm yoksa geceler  çok korkunç olurdu benim için.



Not:
Bu arada  yukarıda kullandığım görsel, Amerikalı yazar (çizer) Maurice Sendak'ın 1963 yılında çıkardığı 'Where the Wild Things Are' isimli kitaptan. Bu kitabın geçtiğimiz yıllarda güzel de bir filmi çekildi. Hala okumamış/izlememişseniz kitabı ve filmi bir şekilde edinip okumanızı/izlemenizi tavsiye ederim. Umarım benim gibi seversiniz.


Paylaş/Kaydet/Takip et Paylaş

3 Aralık 2011 Cumartesi

Mercimek Çorbası

Çorbalar arasında favorin hangisi derseniz, kesinlikle 'Mercimek Çorbası' derim.  Gerçi her ne kadar ben bu çorbayı yaptığımda arkadaşlarım "Ama bu mercimek çorbas değil ki resmen sebze çorbası olmuş" diye itiraz etseler de  bu çorbayı yapmayı da yemeyi de pek severim. İstedim ki sizler de bu lezzetten mahrum kalmayın. 

Malzemeler şu şekilde; 

- Kırmızı mercimek

- Orta boy  soğan 

- Büyük bir havuç

- Orta boy patates

- Bir tane orta boy  kereviz  (baş kısmı, dilerseniz yapraklarını da kullanabirsiniz, sapları kullanmayın)

- Salça 

- Yağ (Ben zeytinyağ kullanıyorum, siz zevkinize göre kullanın.)

Soğan, havuç, patates, havuç ve kerevizi bir güzel küçük küçük doğruyoruz vitamini kaçacak diye bir korkunuz yoksa doğrudan rendeleyin,
Paylaş/Kaydet/Takip et Paylaş

30 Kasım 2011 Çarşamba

Fesat


"Askeri sırların özellikleri, kapsadıkları bilgilerin derinliğinden değil birbirine benzemelerinden ileri gelir; yeryüzünde Genelkurmay kadar Kierkegaardçı bir kuruluş yoktur" 

 Paul Nizan , Fesat sf. 69 (Bilgi yay. 1975)
Paylaş/Kaydet/Takip et Paylaş

Seyahat notları

16 Ocak'ta yeni bir Güney Amerika seyahatine çıkacağım. Seyahat boyunca yaşadıklarımı  yeni açtığım seyahat bloğunda elimden geldiğince yazmaya  çalışacağım.  Ama16 Ocağa kadar bloğun boş boş durmasına gönlüm el vermedi. Bu yüzden önceki Güney Amerika seyahatim ile ilgili bazı ilginç şeyleri oraya ekleyeyim dedim. İlk yazım Güney Amerika seyahati planlayan ve Machu Picchu'ya gitmeyi düşünen fakir gezginlerin işine yarayacak bir rehber niteliğinde. Yazıya şuradan ulaşabilirsiniz http://yarbanabiryolculuk.blogspot.com/2011/11/machu-picchuya-ucuza-gitme-rehberi.html


Paylaş/Kaydet/Takip et Paylaş

Porno

Bir çok şeyi ve olayı hatta kişileri kokular üzerinden etiketleyen bir insan olarak porno film denilince burnuma ister istemez viski kokusu geliyor. Zira hem içki ile hem de porno ile aynı zamanda tanıştım. Ortaokuldayken ailesi Fransa'dan yeni kesin dönüş yapmış bir arkadaşım vardı. Babası pek içki tüketen bir insan olmamasına rağmen devasa bir içki koleksiyonuna sahipti. İçmediği için vitrinde sergiliyordu bu içkileri. Hani şu damacana gibi olan 20 litrelik midir artık 10 litrelik mi bilemiyorum kocaman viskiler, konyaklar, türlü türlü içki vardı vitrinde. arkadaşım ile bütün içkileri 1 sene içinde tüketip itina ile içlerine çay koymuştuk. Biz içkilerimizi doldurup ilginç şeyler bulma hayali ile evi karıştırırdık. Bir gün bu evi talan etme girişimlerimiz sırasında  anne babasının condom zulasını keşfettik.
Paylaş/Kaydet/Takip et Paylaş

29 Kasım 2011 Salı

Karma yasası ve kahpe felek

Küçüklüğümden beri hep karma yasasına benzer bir şeye  -tabii o zaman `My Name is Earl  yoktu karma nedir bilmiyordum- inanmışımdır. Kabaca benim karma yasası şöyle bir şeydi; ben iyi insan olacaktım, ben iyi bir insan olduğum için de evren beni bir şekilde ödüllendirecekti.

Hani bu piyangodan büyük ikramiye çıkması olur, şans eseri ölümsüzlük veren pınara rastlamak olur, düşünce okuma, uçmak, telekinezi, zamanı bükmek gibi yetenekler geliştirmek olur. Yani bir şekilde ben iyilik yapacağım evren de boş durmayıp beni onurlandıracak. Gülmeyin hemen. Ben buna hep ciddi ciddi inanmışımdır.

Bakkaldan mesela çikolata aldım diyelim. çikolatayı yedikten sonra paketi tam yere atacakken. Birden ensem buz kesilip elim havada kalıyordu. Derinden bir ses;

"laforgue atma o çöpü yoksa ödül yerine ceza alırsın"

diyordu. Piyangodan çıkacak trilyonları çatır çatır yemenin hayali ile çikolata paketini yere atmaktan vazgeçip, yakında da çöp tenekesi olmadığı için  hemen cebe atıyordum. Çikolata lekesi olmuş cepler yüzünden annemden kaç kere ceza aldığımın sayısını unuttum.

Diyelim ki bir şey satın aldım ve satıcı bana para üstünü yanlış verdi. Önce içimden aşağılık bir ses

"Hehehe enayiye bak fazla para verdi hehe" derken

Onu bastıran derinlerden gelen davudi ses;

"Laforgue ödülü unutma!" diyordu.

Hemen satıcıya dönüp beyefendi fazla para üstü verdiniz buyrun diyordum.

Mesela markete gidiyorum. 2-3 parça bir şey alıyorum. Poşete koyarken içimden aşağılık bir ses;

"Poşetin içine bir kaç tane de fazla poşet at evde çöp torbası yaparsın" diyor.

Sonra onu bastıran nur efektli davudi ses;

"laforgue ödülü unutma, poşetler çevreyi kirletiyor. sen evrene kötü davranırsan ödül mödül alamaz avcunu yalarsın" diyor.

Hemen titriyorum ve bırakın fazla poşet almayı, satın aldığım 2-3 parça şeyi poşetten çıkarıp, napoşet dışarı çıkıyorum. Tanrım o davudi ses ömrümü kuruttu desem yeridir. Herhalde davudi ses buyurdu diye yaptığım, kendimi engellediğim, kendimi mahrum bıraktığım şeylerin onda birini saysam buradan Patagonya'ya yol olur.

Tamam da ben evrenle aramı iyi tutmak için böyle canla başla çalıştığım halde ne oldu derseniz. Ebenin fötr şapkası oldu derim. Kusura bakmayın ağzım bozuk olduğu için lütfen, biraz sinirliyim bu konuda.

Ulan evren denilen sahtekar! yalancı felek! Tanıdığım ne kadar çakal, pislik, gargamel kılıklı, iago karakterli insan varsa hepsi penisi testisine denk yaşıyor. Para desen verdin. Kariyer desen verdin. Hatta utanmadın yat, kat bile verdin. Ben laforgue kulun seninle arayı hoş tutmak için bu kadar uğraşmışken neden bana böyle davrandın. Çölde kum, gölde su vermedin düdük makarnası kılıklı seni. Kaç gece;

"ulan tenekinezi yeteneğini verdi mi acep evren "

diye bir su bardağının karşısına geçip ıkına  ıkına hareket ettirmeye çalıştım biliyor musun sen hain evren? Benim ki de laf! tabii ki biliyorsun yavşak evren!

Kaç zaman yollarda yürürken belki şimdi evren bana vermiştir bu gücü deyip;  peter petrelli misali pump! diye sıçrayıp uçmak için kastığımı.

Kaç kere hiç bir şey vermedi belki bunu vermiştir diye; karşımdaki insanlara mind trick yapacağım diye maymun gibi dik dik bakıp rezil olduğumu.

Kaç piyango çekilişinde "tamam bu kez benim sıram" diye tüm paramı piyango biletine yatırıp beş parasız kaldığımı da biliyorsun elbette.

Hepsini biliyor ve rahat döşeğinde kıs kıs gülerek bana bakıyorsun  semender kılıklı şebek evren!

Artık yeter!

Ben onu bunu bilmem karmamda biriken tüm mevduatı hemen istiyorum! lamı cimi yok! yeter beklediğim
Paylaş/Kaydet/Takip et Paylaş

Affedersiniz

Kibarlık adına kimi iğrenç, ayıpçı olarak kodlanmış kelimelerin önüne 'affedersiniz' eklenmesi vardır ki bende mide ağrılarına yol açıyor. Çabalıyoprum çabalıyorum ama bu kelimenin bu amaçla  neden kullanıldığını algılayamıyorum.  Kullanıldığı zaman oturduğum yerde hırslanıyor o an devam eden sohbete ilgimi yitiriyorum.

- ben köpeğimi gezdirirken yanımda poşet taşıyorum, affedersiniz kakasını yaptığında hemen poşetle alıp çöpe atıyorum. 

-Affetmiyorum kardeşim. Affetmem. 

Gerçekten senin köpeğin sıçıyor diye neden seni affedeyim ki? Köpeğinin  gayet doğal bir ihtiyacını gidermesine kızmadım ki. Hem bak aferin yanında poşet bile taşıyormuşsun. Ayrıca zaten "kaka" diyerek sıçma eylemini ve boku elinden geldiğince kibarlaştırmışsın, duble kibarlık yapacağım diye ne uğraşıyorsun ki? 

- Sınavdayken affedersin lavaboya gitmem gerekti. Sınav gözlemcisi yasak dedi ve bana izin vermedi. 

-Affetmiyorum! Affetmem de. Lavabo fetişisti seni. 

Tanrım! Tanrım! Bu tipleri hele hiç anlamıyorum. Resmen kombo yapıyor. Aynı cümle içinde hem tuvalet yerine lavabo diyorsun hem de bunu affedersin ile taçlandırıyorsun bu hareketini. Kibarlık denizinde boğul emi! 

-Alnına ne oldu nasıl da şişmiş 

- Ya sorma , geçen gün affedersin banyodaydım, ayağım kaydı düştüm o zaman oldu.

- Vay  köftehor vay! Gözüm görmesin seni bir daha, defol! 


Güzel arkadaşım benim banyoya girdiğin için neden seni bağışlayayım? Asıl düzenli olarak banyoya girmezsen ve bu yüzden burnumun direği kırılırsa sana kızarım. Ne sanıyorsun banyo yapma eyleminden bahsettiğinde, insanların senin çıplak halini düşünüp mastürbasyon yaptıklarını falan mı düşünüyorsun. Ya da daha açık sormak gerekirse; sen ne yapıyorsun banyoda tanrı aşkına! Diğer insanların yapmadığı bir tek senin yaptığın pek ayıpçı bir şey mi icad ettin? O yüzden mi af dileniyorsun.

Paylaş/Kaydet/Takip et Paylaş

28 Kasım 2011 Pazartesi

Kadavra



Vücudunuzu kadavra olarak bağışlamak istiyorsanız çetin bir sınavdan geçmeye hazır olun. Zira Türkiye' de vücudunuzu kadavra olarak bağışlamak, kabir azabından beterdir. Bir aralar tıp fakültesinde bir hasta için düzenli kan veriyordum. Yine kan vermek için hastane gittiğim zaman aklıma gelmişken  organlarımı bağışlamak geldi. Hastanenin içinde uzun süre koridor koridor dolaşıp, insanların sorgulayıcı bakışları ile karşılaşıp, organ bağışlamak istediğim için nedense dalga geçen insanlarla gereksiz sohbetler yaptıktan sonra nihayet kendime muhatap bulup gerekli formları doldurdum.
 Organları bağışlamam için gerekli evrakları doldurduktan sonra "Organlar alındığında nasıl olsa gömülecek pek bir şey kalmayacak benden. Niye vücudumu da kadavra olarak bağışlamıyorum ki" dedim kendi kendime. Doldurulmuş hayvanlar misali boşaltılmış vücudum gömüleceğine bari tıp fakültesinde öğrenciler tarafından kullanılsın diye düşündüm. Oradaki görevliye  kalan vücudumu da tıp fakültesine bağışlamak istiyorum dediğimde;
 
"Neden vücudunun oyuncak gibi kullanmasını istiyorsun?" 
"Sen müslüman değil misin?" 
"Kabir azabı çekersin bak günah." 
gibi ilginç tepkilerle karşılaştım. Hatta benim
Paylaş/Kaydet/Takip et Paylaş
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...